Düşmanı Tanımadan, İlim Adamı Olmaya Çalışmak

Düşmanı Tanımadan, İlim Adamı Olmaya Çalışmak

Müsteşrikler, ekolleri ve Batı’da geliştirilen tarihî-edebî tenkit yöntemleri Türkiye’de ve İslâm dünyasında yeterince bilinmemektedir. Bilinmediğinde dolayı da bugün şer’î ilimlerle meşgul olanların ekseriyeti, maalesef müsteşriklerin fikirlerinin gerçek yüzünden ve nedenli tahrip gücüne sahip oluşundan hâlâ habersiz bir şekilde okumalarına devam etmektedir. Öyle ki kendisinin veya dinledikleri kişilerin algılarının, düşüncelerinin, kavramlarının, yorumlarının ve soruşturmalarının ne kadar İslâmî olup olmadığına dair ne bir şüphe ne de bir araştırma ihtiyacı duymamaktadır.

Oysa Batılılar, İslâm’a ve Müslümanlara karşı Haçlı seferleriyle mücadele edemeyeceklerini fark edince fikri mücadeleye yönelip başta Kur’ân ve sîret olmak üzere İslâm hakkında nice çalışmalar yapmışlardır. Bu istişrak çalışmaları sayesinde de bir taraftan kapitalizme hizmet ederken diğer taraftan kendilerini her şeyin merkezinde gören o batılı bakışlarıyla İslâm’ı ve İslâmî olan her şeyi yeniden kurgulamaya ve kurup düzenlemeye seferber olmuşlardır.

Dînî olduğu kadar siyâsî ve ekonomik kaygılarla da yürütülen bu büyük seferberlik neticesinde öyle bir noktaya gelmişlerdir ki kendi toplumlarının, İslâm gerçeğini uzun zaman fark etmelerine engel olmayı başardıkları gibi, özellikle son zamanlarda da Müslümanların zihinlerini bulandırmayı başarmışlardır. Zira Batılılar, Müslüman zihin kodlarını dönüştüren bu çalışmalarıyla, Müslümanlar arasında, tarihlerini ve şahsiyetlerini inkâr eden bir nesil yetiştirmeye ve bu kişiler vasıtasıyla ellerini yakmaksızın fikirlerini kabul ettirmeye ne yazık ki muvaffak olmuşlardır.

Bunun en büyük göstergelerinden biri, tarihte Müslümanlar tarafından hiç tartışma konusu yapılmayan mesâil, hatta müsellemâtın, bugün aslını ve usûlünü bilmeyen, gerekli İslâmî kültürü saf İslâmî kaynaklardan öğrenemeyen, İslâm’ı Batılı düşünce eserlerinden öğrenmeye kalkışan bazı Müslümanlar tarafından sorgulanır olmasıdır. Ne yazık ki bunlar, Batılıların gayelerini tahakkuk ettirmeye hizmet etmektedirler. Bu duruma nasıl gelindiği bu çalışmanın konusu değildir. Fakat şunu ifade edelim ki; usûl zâyî edildiğinde vusûlden mahrum olunur.

Bugün şer’î ilimlere ve tarihine dair ortaya konulan bir fikir, sadece İslâmî müsellemâta değil, aynı zamanda oryantalist paradigmaya da istinad edebilmektedir. Hatta ikincisi akademi ve medyada daha yaygın ve etkin olanıdır. Zira günümüzdeki ulûmu şer’iyye eğitiminde ve tanıtımında kaynak olarak kullanılan şahıs, eser ve fikirler tarihte olduğu gibi sadece Müslümanlardan, onların eserlerinden ve Müslümanca fikirlerden ibâret değildir. Aksine modernizmin ve dahî oryantalizmin İslâmî ilimleri etkisi altına almasıyla artık okumaların, düşüncelerin ve yorumların önemli bir kısmı, Batı aklından devşirilen ön kabuller üzerine inşa edilmeye başlamıştır.

Fakat yapılan yorum ve izahların hangi mebâdî üzerine inşâ edildiği her zaman deşifre edil(e)memesi, bir taraftan sahibinin Müslüman toplumda ve/veya Müslüman isminde biri olması sebebiyle ilimle meşgul olan istisnasız her sınıfın ilgisini çekmekte diğer taraftan da İslâmî olanla olmayanın tefrik edilmesi için ciddi bir birikim gerektirmektedir.

Bu nedenle güncel bir fikrin ya da yorumun değerlendirilmesi için, oryantalist paradigmanın iyi idrak edilmesi, en az İslâmî müsellemâtın bilinmesi kadar îmânî bir önemi hâizdir. Nitekim bir verinin kendisinin neliğinden ziyade, onun hangi müsellemât ve usûle göre ortaya konulup değerlendirildiği çok daha mühimdir.

Öyleyse Rızâ-i Bârî’yi idrak etmek için yola çıkıp hevâ-i nefs bataklığına düşmek ya da saplanmak istemeyen bir ilim yolcusunun bugün, îmânîaçıdan hayâtî önemi haiz iki hassasiyetinin olması gerekir.

Birincisi modernizmin ve oryantalizmin mutlak etkisi altında olan düşüncede, siyasette, üniversitede ve medyanın tüm organlarında hâkim olan mefkûreye karşı büyük bir teyakkuz içinde olmasıdır.

İkincisi de hangi fikrin hangi temeller üzerine kurulu olduğunu gayet iyi idrak etmesini sağlayacak köklü bir usûle ve birikime sahip olmasıdır.

Aksi halde o ilim yolculuğunun âkibeti; yükseleyim derken cehenneme batmaktır, koruyayım derken imanını satmaktır, müdafaa edeyim derken her tülü “izim”lerin gönüllü kurbanı olmaktır.

İ. İhsan Bayraktar

sehidbayraktar@gmail.com

Yorumlar kapatıldı.