(العقل و فهم القرآن، تأليف: الحارث المحاسبي)

EL-AKLÜ VE FEHMU’L-KUR’ÂN

Haris el-Muhasibi 6’ın el-Aklü ve Fehmü’l-Kuran adı altında basılmış iki mühim risalesi Mâhiyyetü’l-Akli ve Ma’nâhu ile Fehmü’l-Kuran ve Me’ânîhi…

Muhasibi, Fehmü’l-Kur’ân’da öncelikle akılların marifetinden acze düştüğü, hayrette kaldığı bir yaratıcıya inandığımızı hatırlatır. Her ne kadar marifetinden aciz olsak da rahmetini ifşa etmek isteyen Allah Teâlâ, peygamberleri vasıtasıyla kendisine giden bir yol açmıştır. Muhasibi’nin ilk hatırlattığı şey budur.

muhasibiAnlamakla mükellef olduğumuz kelâm-ı ilâhînin husûsiyetleri ve kıymeti hakkında mühim hatırlatmalar ve bu hususta mebzül rivayetler ve anlama kabiliyetimizin kaynağı aklın mahiyetine dair izahat…

Daha sonra Kuran’ı anlamanın manası üzerinde durulur. Bununla bağlantılı olarak muhkem-müteşabih, nâsih-mensuh naslar, Kuran’ın üslûbu ve sıfâtullah hakkında mühim malumat…

Hususiyetle nesh meselesi kitabın hacmine nispetle uzunca bir yer işgal eder. Bu esnada temas edilen halku’l-Kuran, va’d-vaid ve şafaat meseleleri…

Mâhiyyetü’l-Akl’da O’na yol bulmamız için bize bahşedilen manası bambaşka bir hale gelmiş büyük nimet izah edilmeye başlanır; akıl… Aklın mahiyeti ayeti kerimeler, hadisi şerifler ve selefin anlayışı çerçevesinde ortaya konulur. ‘Anlamak’ ve anlamanın mertebeleri beyan edilir. Anlamanın mertebelerden yalnız birisi, -ekseriyetin anlamaktan anladığı-  beyanı yani dili anlamaktır. Ancak anlamanın, akletmenin dolayısıyla da Kur’an’ı anlamanın ise manasının dili anlamak değildir.

Muhâsibî bu bağlamda bilginin ve anlamanın hem fikrî hem amelî ahlaktan kopuk olamayacağını, Kuran’ı anlayabilmek için bizden istenen akletmekten kastın da nefsî ve indî mülahazalar olmadığını temellendirir.

Verdiği mesaj çok açıktır: “Anlamak herkesin haddi olmayıp şartları yerine getirildiğinde Hak’tan gelen bir mevhibedir.”

Bu esnada Muhâsibî kadim zamanlardan beri bir müşkil olarak bilinen bilgi-değer ilişkisi bağlamında bilginin mahiyetine dair mühim ipuçları vermektedir.

Kur’an’ı anlamak, fehm/fıkh etmek için yeterli olduğu iddiası ile Müslümanların diline dolandırılmış taakkul, tefekkür, tedebbür ve tezekkür etmenin ve akıl sahibi olmanın İslam’daki manası, her iki eserde ama özellikle Mahiyyetü’l-Akl’da mâhirâne bir şekilde ortaya konulmuştur.

Bilginin karşıtı her ne kadar cehâlet ise de anlamanın karşıtı ahmaklık ya da körlüktür. İşte Muhasibi’nin bu eserlerindeki mühim mesajlardan biri.

Fehmü’l-Kuran’ı ilk usulü tefsir eseri olarak görenler vardır. Doğrudur. Ama Mahiyyetü’l-Akl ile beraber mütalaa edildiği zaman, özellikle aklın ve anlamanın mahiyeti ile alakalı söyledikleri dikkate alındığında bu eserlerin modern anlam bilim çalışmalarını ele aldığı ve birkaç mühim hususu da mükemmel bir şekilde hulasa ettiği görülür. Bu yüzden bu risaleler modernitenin çamura sapladığı ‘anlam’ mefhumunu, modern anlam bilim çalışmalarının körlüklerinden âzâde olarak ele alan ilk hermeneutik metinler olarak sayılabilirler.

Şunu da burada kaydetmeden geçmeyelim; eserin muhakkıkının da içinde olduğu bazıları, selef itikadında olan Muhasibi’nin özellikle ‘uluv’ meselesinde söylediklerini ‘selef’ söylemi arkasına saklanan tecsim düşüncesine dayanak olarak vehmetseler de -ilerleyen sayılarımızdan birinde bu meseleler ele alındığında görülecektir ki- Muhasibi selef akidesinde olmakla beraber asla kendilerine selefî diyen tecsim ehlini haklı çıkaracak bir şey söylemiş değildir.

Netice olarak kısa ama çok yoğun olan bu metinlerde genelde anlamanın, özelde de Kur’an’ı anlamanın ne demek olduğu en yetkin elden ortaya konulmuştur. Bu eserlerin müşterisizlikten dolayı zayi olup giden değerlerimizden olmayacağını ümid ediyoruz.

Hasan Yaşar