Yiğitler meydanı burası…

Yardan, anadan, serden geçemeyenlerin nefazı yok bu kulvarda…

Bu meydan, Cennet misali yurdun dört bir yanından Allah ve Resulü’ne hicret eden muasır muhacirlerin meydanı…

Bu kapı, Berlin menşe’li diplomaların baş tacı edildiği bir zamanda, akıntıya inat kulaç vuran bahadırların sığındığı ucu Babu’s-Selam’a varan bir zaman tüneli…

Gördüğün Rahleler kitaplarıyla beraber olduğunda Dünya’ya ait neyi varsa unutan İbn Şihab ez-Zührî’lerden kalma hevesin çağdaş varislerine ait…

Şu gördüğün duvarlar her dem fuhuş manzaralarını müşahede etmekten duyduğu eziyetleri sinesine çeken fakülte duvarlarının aksine, her saniye, her an “nasara-yansuru, kalellah ve kale Resulullah’ı” dinlemekten duyduğu hazzı diline dökemeyen İslam’ın sarsılmaz kaleleri…

Rahle üzerindeki kitaplar kadim zamana ait. Gusülsüzlerin yazdığı eserlerin aksine, kitap tasnif ederken ishal hastalığından ötürü kâğıda abdestsiz dokunmamak için bir gecede tam on yedi kez abdest alan Serahsîler’in eserleridir bunlar. Mürekkeplerinde, sahifelerinde samimiyet vardır bunların.

“Başlar verilir ama sarıklar asla” diyen Rabbânî âlimlerin vefakâr halefleridir şu gördüğün sarıklılar. Üç binle, beş binle teyid edilen Bedrin sarıklı Arslanlarına gönderilen Melekleri andırırlar arz ettikleri manzarayla. Davaları için ölüme her dem hazır olduklarından başları üstünde taşırlar her dem beyaz kefenlerini.

Emsalleri oyun oynaş içereyken, taşımakta zorlandıkları boyları büyüklüğündeki Mushafları hafızalarına nakşeden şu körpecik yavrular, Mekke dönemindeki Mus’ab b. Umeyr’lerin bakiyeleridir. Fudayl b. Iyaz’ın deyimiyle Kur’an’ın hamilleri ve İslam’ın sancaktarlarıdır onlar. Abdestsiz dokunulamayacak kadar muazzez ve destursuz konuşulamayacak kadar mükerremdir onlar. Onlar Meryemsi annelerin Allah’a adadığı istikbalin İsalarıdır. Allah’ın Kur’an’da “Zikri okuyanlar” diye üzerlerine yemin ettiği mesilsiz varlıklardır.

Bir de, günlük sakal kazımayı yemek disiplininde bir vazife sayan matruşların aksine yüzünde henüz bitmeye başlayan sakallarını bin bir özenle tarayanları görürsün. Misli görülmeyen bir sadakat vardır sinelerinde Allah’a ve Resulü’ne karşı. Ne var ki, maddeye ait her şeyin el üstünde tutulduğu bir zamanda yalnızlığa mahkûm edilmek en belirgin vasıfları olmuştur bunların.

Medine’deki Suffe’nin İstanbul’daki uzantısıdır Medrese. Bilek kemikleri mizanda Uhud’dan da ağır gelecek İbn Mesud’ların çağdaş tezahürleridir ehl-i medrese. Ne bir dünyevî sigortaya ihtiyaçları vardır, ne de bir iş teminatına. Tek silahları tevekkül, tek güvenceleri her şeyin fevkindeki “Allah”tır. Dün rızık sıkıntısı yaşadığında Medine mescidin’de ellerini Rabbi’ne açıp tazarru’da bulunduktan sonra rızık yağmuruna tutulan Said b. Müseyyebler onlar için yegâne misaldir.

Her şeyin Dünya’ya endeksli olduğu bir furyada Ukba’yı tercih ettiği için şuursuz babaların evlatlıktan reddettiği Mus’ab b. Umeyr misali delikanlılar vardır burada. Tıpkı onun gibidirler yaşadıkları kader açısından. Okul döneminde en lüks arabayla gezen, cebinde limiti yüksek kartlar taşıyan bunlar şimdi insaflı zenginlerin yardımlarına muhtaçtırlar tıpkı Suffe’dekiler gibi. İffetleri müsaade etmez bu hal-i pürmelallerini izhar etmelerine. En fakirken ez zengin gibi görünürler Kur’an’ın müjdesine nail olma ümidiyle.