Kimi zaman zahirde ufak gibi gözüken şeyler batında çok büyük manalara tekabül ederler.

Bu durum müspet anlamda tezahür edebileceği gibi menfi anlamda da tebarüz eder.

Kur’an’da “Rablerine iman etmiş gençler olarak”[1] tavsif edilen Ashab-ı Kehf’in kendilerini bu denli kıymetli kılan şeyin ne olduğunu araştırdığımızda karşımıza çift heceli şu tabir çıkar “kaçmak.”

Evet, yaptıkları zahirde sadece bundan ibaretti: “Dekyanus’un huzurunda “Rabbim Allah’tır” demek ve akabinde kaçmak. İlahi olmayan ne varsa hepsinden sıyrılıp sadece Rabb Y’e ve Rabbânî olanlara kaçmak.

Demek ki müspet menfi atılan hiçbir adım, söylenen hiçbir söz küçümsenmemelidir. Zira bir Gazve esnasında sahabe içerisindeki zayıf imanlıların “Biz Muhammed’in ashabından daha büyük karınlı ve daha korkak kimseler görmedik” diyen Müslümanlar hakkında “ Özür dilemeyin! Gerçekten de siz imanınızın ardından kâfir oldunuz” ayeti nazil olmuştu.[2] Özür dilemişler ve “biz ciddiyetle söylememiştik o sözü” diye beyanda bulunmuşlarsa da bir kelime onların bu ilâhi hitaba muhatap olmaları için kâfi gelmişti bile.

Tozun küçük olmasından daha ziyade o tozun nerede olduğu daha önemliydi çünkü. İşte o toz, göz gibi hassas bir mevkide olunca büyük çaptaki şeylerin arz etmeyeceği bir rahatsızlığı iras ediyordu insan bedenine. Gözdeki hislerden kıyasa kabil olmayacak derecede daha hassas olan Allah’ın dininde yer yoktu çünkü bu denli nifakî cümlelere.

Hz. Peygamber ﷺ’in “Kişi kendisinde beis görmediği bir kelime sebebiyle Cehennem’de yetmiş yıl yuvarlanır”[3] sözü de bunu anlatmıyor mu sizce?

Bunlar işin menfi cihetindeki bir iki kareden ibaret!

Bir de olayın müspet tarafı var. Evet, yukarıda verdiğimiz Ashab-ı Kehf misalinde olduğu gibi ufak hareketlerin olumlu sonuçları da büyük olabilir. İnsan pek de önemsemediği bir şeyi hassas bir mahalde kesp ettiği için beklemediği bir ecirle de karşılaşabilir.

Somut bir iki misalle örneklendirelim bu durumu:

İbn Mesud’un “Tercümanu’l-Kur’an” dediği İbn Abbas şöyle anlatır bir hatırasını:

Resulullah ﷺ bir gün Meymune’nin evindeydi. Ben de geceden onun abdest suyunu hazırladım. Meymune “Ya Resulellah! ﷺ Bunu sana Abdullah b. Abbas hazırladı” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü ﷺ “Allah’ım ona (Kur’an’ın) tevili (ni) öğret ve onu dinde fakih kıl” buyurdular.[4]

Bir diğer hadiseyi de Zübeyr b. Avvam t ’dan dinleyelim: ”Uhud günü Resulullah’  ﷺ ın üzerinde iki zırh vardı. (Müslümanların kendisini duymaları ve hayatta olduğunu bilmeleri için) bir kayaya çıkmak istedi fakat güç yetiremedi. Talha’yı altına oturtup üstüne çıkarak kayaya çıktı ve “Talha’ya cennet vacip oldu” dedi”.[5]

Anlaşılan o ki; gerek menfi gerek müspet tavırlarda küçük büyük ayrımı yapmaksızın pürdikkat olmak icap ediyor. Yapacağı en küçük bir olumsuz mimik kişinin Gayya’ya yuvarlanmasına tesebbüp işlevi göreceği gibi kardeşinin yüzüne tebessüm gibi gayet kolay bir ameliye de mezkûr şahsı Firdevs’e gönderebilir.

Tercih bizim, nasıl istersek?

[1] Kehf, 13

[2] Atıyye b. Muhammed Salim, Şerhu’l-Erbaîn en-Neveviyye, No: 12

[3] İbn Hibban, “Sahih”, No:5706

[4] Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, No: 3033

[5] Tirmizi, “Sünen”, 1692