Farsça bir kelime olan Hoca anlamındaki “Hâce” kelimesinin çoğulu olan “Hâcegân” ifadesi “hocalar” anlamına gelmektedir. Kamil ve mükemmil şeyh olabilmenin baş şartlarından biri olarak sayılan “ilim sahibi olma” vasfının fazlasıyla yer aldığı bu yolun büyükleri, belli zamanlara nispetle farklı alt başlık isimlendirilmeleriyle anılmışlardır. Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’nün Hz. Ebubekir (radıyallahu anh)’e sevr mağarasında verdiği manevi ilim olarak başlayan bu mukaddes yol, Bâyezid-i Bestâmî dönemine kadar “Bekriyye”, Yusuf el-Hemedânî’nin dönemine kadar “Tayfûriyye”, Hemedânî’den Bahâuddin Nakşibend hazretlerine kadar “Hacegân” ve Nakşibend hazretlerinden sonra da ona nispetle “Nakşibendiyye” ismiyle anılmışlardır.[1] Ne var ki Şah-ı Nakşibend hazretleri (Kuddissirruhu)’nden sonra da bu tarikat içerisinde “hacegân” yoluna atfen bazı vazifeler yine mevcuttur. Nakşibendiyye tarikatinin Mevlânâ Halid’e nispetle Halidiyye ismiyle anılan yolumuzda mühim bir vazife olarak ifa ettiğimiz Hatm-i Hacegân” bunlardandır.

“Hacegân tarikatı H. VI ve VIII. Asırlar arasında Mâverâunnehir’de ve özellikle Buhara çevresinde yayılmıştır. Horasan ve diğer bazı bölgelerde Melâmetiyye prensiplerinin yanlış yorumlanıp Kalenderî zümrelerinin zuhur etmeye başladığı bir dönemde, Hâcegân tarikatı, Horasan’ın fütüvvet ve melâmet neş’esindeki tasavvuf kültürü ile Mâverâunnehr’in şerî ve sünnî İslam anlayışını bünyesinde birleştirebilmiş bir tarikat idi. Hacâgân, bu fütüvvet ve melâmet neş’esini, özellikle fikren ve manen varisi olduğu kabul edilen Tayfûriyye’den almaktaydı.”[2]

Mukaddes Yolun Temel Taşları: Hocalar   

Hacegân yolu maksat olarak hocalığı yani ilmi, ameli, ihlası öncelemiş bir yoldur. Bu yolda olmak demek de tıpkı bunlara şiddetli temessük etmelerinden dolayı tarikatları dahi bu isimle anılmaya başlayan meşayihin bu adetini devam ettirmek demektir. Hacegân yolunun günümüze uzantısı olan Halidiyye kolu ve şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise sirruhu)’nin usulü ve üslubü da daima böyle olmuştur. Müridânına her mahallede bir erkek ve kız medresesi açma hedefini gösteren ve “Son nefesim kalsa size yine ‘okuyun’ derim” buyurarak okumanın, ilim ve irfan sahibi olmanın ne denli önemli olduğuna dikkat çeken Efendi Hazretlerimiz Hacegân nedir sorusunun yaşantılı cevabıdır.

Hacegan yoluna müntesip olmak demek, maddi boyutu son sıraya alarak tekke olmanın şuuruna varmak, hocaları baş tacı kılmak ve bu yolun temel taşlarının hocalar olduğunun şuuruna varmak demektir. Hacegan olmak , “Bize kum taneleri kadar hoca lazım” buyuran Efendi Hazretlerimizin şu sözündeki ehemmiyeti idrak ederek hocalara ne kadar muhtaç olduğumuzun bilincinde olmak demektir. Kısacası hacegan olmak demek, bizi biz yapan, yolumuzu mukaddes kılan yegâne şeyin “hocalık” olduğunu iyice kavrayarak muktezasınca amel etmek demektir.

Hacegân Yolu Düsturdur   

Her şeyin bir bedeli olduğu gibi hacegân yolunun devamı olmanın da bir bedeli vardır muhakkak. Hacegan yoluna tabi olmak ve bu mukaddes yolun bir yolcusu olma nimetinin de elbette bir karşılığı vardır. Bu bedel hacegân yolunun esasları olarak kabul edilen on bir esasa tabi olmak ve hayatımızı bu esaslara göre tanzim etmektir.[3] Buna göre hacegan yolunun tâlibi, her nefesinde ayık olmalı ve Allah Teâla’dan bir lahza gafil olmamalıdır (Hûş Der Dem). Bu huzuru bozacak ve gaflete vesile olacak sebeplerden şiddetle sakınmalıdır. Bu sebeple dışarıda yürürken ayak uçlarına bakınarak yürümelidir. Zira gözler kalbin aynası mesabesindedirler. Gözlerin kaydettiği şey kalbe aks eder. Hususiyle zamanımızda her türlü fuhşiyatın kol gezdiği sokaklarımızda Hacegân yolcusu gözlerini muhafaza etmelidir (Nazar ber Kadem).

Bu yolun yolcusu olan kişi, bedel ödemeyi göze alarak beşerî vasıflardan soyutlanarak melekî ahlakı elde etmeye sefer etmeli ve bu yolda seyr etmelidir (Sefer der Vatan). Bunun elde edilmesi kolay değildir elbette. Sâlikin bu uğurda ödeyeceği bedel, kendisine tevdi edilen tarikat dersi vazifesini bi hakkın yerine getirmeli ve gevşeklik göstermemelidir.

Halk içinde hak ile beraber olmak bu yolun düsturlarından biridir. Başka tarikatlarda var olan uzlet ve halvet bu yolda halktan uzaklaşarak değil halkın içinde kalp huzurunu koruyarak yapılmaktadır (Halvet der Encümen). Bahuddin Şah-ı Nakşibend Hazretleri (Kuddise sirruhu)’ne “Tarikatınızın binası ne üzerinedir?” diye sorulduğunda “Halvet der Encümen/ zahirde halk ile batında Hak ile olabilmek üzerine kurulmuştur” cevabını vermiştir.

Bu mukaddes yolda olmanın bir gereği de dilimizin kalp ile birlikte Allah Teâla’yı zikretmektir (Yâd kerd). Bize tevdi edilen tarikat dersi vazifelerini yaptığımızda talim edildiği şekil üzere yerli yerince dil ile yapılması gereken zikirleri yaptığımızda bu düsturunun mucebini yerine getirmiş oluruz.

Tarikat derslerimizi dikkatli bir şekilde yerine getirmenin bize kazandıracağı hal olan Mevlâ’dan her an âgâh olmak, onu gönlümüzde tutmak zikirde isteğimizin dışında meydana gelen iyi veya kötü bütün düşünceleri kovmak haline sahip olmak da bu yolun gereklerindendir (Bâz- geşt).

Çok değerli bir mücevheri bütün dikkatiyle koruyan bir bekçi misali kalbimizi Mevlâ’nın dışındaki mâsivadan korumak da Hacegân yoluna intisabın bir bedelidir (Nigâh- daşt). Bu halin elde edilmesiyle kazanacağımız (Yâd-dâşt) hali de Hâcegân yolunun devamı olan Nakşibendiye tarikatımıza mahsus bir haldir. Bu makamda en kamil manada fena gerçekleşmekte ve hiçbir inkıta’ olmaksızın dâimî huzur hali yakalanmaktadır.[4]

Yukarıda saydığımız sekiz kadeye üç kaide daha eklenmektedir ki bunlar zikirde sayıya riayet etmek anlamındaki “Vukûf-i adedî”, içinde bulunulan zamana göre davranmak ve geçmiş zamanın muhasebesini yapmak anlamındaki “Vukûf-i zamânî” ve zikirde kalbe yönelmek veya kalbin Allah Teâla’ya yönelmesi ve ondan gafil olmaması anlamındaki “Vukûf-i Kalbî” dir.[5]

Hacegân Yolunun Günümüzdeki bir Mümessili: Halidiyye 

Güzellikleri sadece eskilerde aramak günümüzdekileri kıskanmaktan kaynaklanan hakkaniyetsiz bir davranıştır. Hacegân yolu öncesi ve sonrasıyla, tüm düsturlarıyla günümüzde yaşatılmaya devam edilen mukaddes bir yoldur. Mahmud Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhu)’in o mübarek ellerinde devam eden bu yolun fuyûzâtından istifade etmek isteyenler Halidîğin devamı olan bu kapıya şiddetle temessük etmelidirler. Böylesine bozuk bir asırda en ince noktasına kadar her şeyiyle yaşatılan Hacegân yolu, Efendi Hazretlerimiz (Kuddise sirruhu)’in öncülüğünde zamanımıza ışık tutmakta ve feyiz damarları kesilmiş susuz kalplere çölde vaha misali ilaç olmaktadır.

Sonuç Yerine

Hacegân nedir gibi çok geniş çaplı cevaplandırılması gereken bir sorunun ana temalarından sadece bir kaçını ele alan bir karalamadan ibarettir elbette yazdıklarımız. Zira bu yolu anlatmak, bu yolun büyüklerini satırlara sığdırmak tabi ki mümkün değil. Lakin, geniş çaplı makaleler isteyen sorulara kısa cevap niteliği taşıyan yazılarda o sorunun günümüzde dikkat çekilmesi gereken cevapları üzerinden sözler söylemek daha isabetlidir. Şu halde “Hacegân yolu nedir” sorusunun güncel cevabı, hocalara önem vermek, ilmi, ameli ihlâsı öncelemek, maddiyatı son sıraya koymak, bu yolun manevi düsturlarına şiddetle sarılmak ve bu mukaddes çizginin günümüzdeki mümessili Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhu)’ne hakkıyla tabi olmaktır.

Selam hidayet üzere olanların ve bu çizgide yürüyenlerin üzerine olsun…


[1] Bkz. Muhammed Ahmed Dernîka, et-Tarîkatu’n-Nakşibendiyye ve a’lâmuhâ, Cerûs bers, Yayınevi, Tarih: Yok, s. XI, Abdülmecid b. Muhammed Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyyefî Hakâiki Ecillâi’n-Nakşibendiyye, Kahire, 1308, s. 8-9

[2] Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşibend, Hayatı, Görüşleri, Tarikatı, İnsan Yayınları, İstanbul, 2015, Baskı: VI, s. 32-33

[3]  Bu esasların şerhi için bkz. Abdulğani en-Nabulsî, Miftâhu’l-Ma’iyye fî Düstûri’t-Tarîkati’n-Nakşibendiyye, ed-Daru’l-Cûdiyye, s. 102 vd.

[4] İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/134

[5] Mahmud Ustaosmanoğlu, İrşâdu’l-Mürîdîn, Ahıska Yayınevi, İstanbul, 2012, Baskı. VIII, s. 27-31