(Teoman Duralı, Yasin Ceylan ve Ahmet Hakan’a tenkid)

On on beş yıl önceydi. İstanbul’da Tarık Zafer Tunaya konferans salonunda her hafta muhtelif zevatın geldiği bir dizi konferansı takip ediyordum. Daha öncelerden ismini duyduğum Teoman Duralı’yı ilk defa dinleme fırsatı bulacaktım. Hakkında aktartılan dine diyanete saygılı geleneğe sebbetmeyen bir felsefeci olduğu malumatının doğru çıkacağına dair bir hüsnüzan ile girdim konferansa. Tam ağır çekim hareketlerinin ve mikrofonik sesinin etkisine girecektim ki birden afalladım: “Muhafazakar çevrelerin İslam öncesi arap dönemini cahiliyye diye vasfedip o dönemdekileri cahillikle yaftalamasına”(!?) içerliyordu hoca. Neticede orada bir medeniyet ve kültür varmış falan filan. ‘Cahiliyye’ tabirinin mufazakarlar tarafından değil Kuran’da bizzat Cenab-ı Allah tarafından kullanıldığını bilmediği gibi bunun var olan ‘kültürel’ ya da ‘edebi’ bir takım müktesabatın dikkate alınarak yapılan bir vasıflama olmadığının da bilmiyordu. Allah’ı bilmeyen, resulünün tanımayan ‘iz sürmek’ yerine ‘kendi bildiği’ yolu takip etmeye çalışan şaşılara takılmış bir vasıftı cahiliye. Bilmeyen ve bilmediğini de bilmeyenlerin vasfı yani.

İmam hatip ortaokul talebesinin bile bildiği böylesi basit bir malumatı bilmeyen birisinin, ilerleyen dönemlerde “Din ile dünyanın birleşmesi hatta imam hatip müfredatının tüm okullara uygulanmasını tavsiye edecek” kadar geleneğe sıcak baktığını gösteren laflar etmesi[i] hala beni şaşırtır. Öyle ya da böyle dine karşı gösterdiği saygıya delalet eden bu ifadelere rağmen böylesi basit hatalar yapabilmekteydi hoca. Belki bir gün kendisi bunun gibi hatalarını fark eder ve sahasının dışına çıkmamayı öğrenir diye umarak oradan ayrıldım.

Daha sonraki yıllarda çeşitli eserleri ve konferansları vasıtasıyla göz ucuyla temas ettiğim Duralı, geçen günlerde bir gazeteye verdiği röportajla yeniden gündemime düştü. [ii]

Bu röportajda, “İslam felsefe-bilimin hiçbir yanıyla çelişmez dolayısıyla evrim ile de çelişmezmiş. Evrim İslam dünyasında erken dönemlerden beri konuşuluyormuş…” mealinde bir takım ezberleri tekrarlıyordu hoca. Hatta ona göre İslam tarihi içinde Darwin’e taş çıkaracak isimler bile varmış…

Bazı insanlar söylediklerinin nereye vardığını mı fark edemiyor yoksa kasten mi böyle yapıyorlar anlamak gerçekten güç.

İslam tarihi içerisinde bir meselenin malul bir zihin tarafından dillendirilmiş olması ile o meselenin ‘İslami’ olduğu neticesine varmak ne vahim bir cehalettir. İslam coğrafyasında dillendirilen her şeyin İslam tarafından onaylandığı manasına gelmeyeceğini bilmeyecek kadar da mı cahildi hoca?

İslam tarihinde -aksini gösteren sarih naslara rağmen- alemin göz bebeği insanın yekten yaratılmadığını, başka bir türden geldiğini dillendiren ve bunu gerekçelendirerek meselenin ‘islami’ olduğunu söyleyen tek bir islam alimi var mıdır acaba? Böyle birinden haberdar mıdır da bu saçmayı dillendirebilmektedir Duralı. Ancak akademik şöhretin, sana kulak veren cahil kitlelerin var ise dilediğini saçmayı dillendirebilirsin modern dünyada.

Bir süredir İslam’ın kaynaklarını hiçe sayan Sünnet’e kulak vermem Kuran’ı dilediğim gibi eğer bükerim diyen hoca kisveli hain Lutherlerin, evrim teorisinin başına takke geçirip kaşarlanmış gavuru bize Müslüman diye pazarlanmaya çalıştıklarını biliyoruz.

Evrimi kabul eden bu Luther taslaklarına mı bakmaktadır hoca. Onlar için Kuran bütün türlerin yekten yaratıldığını söylemiş Allah resulünden bize intikal eden son derece güvenilir rivayetler varmış, bütün ulema da bunu böyle anlamış ve bu hususta icma etmiş hiç mühim değildir. Rivayetleri redderler, ayetleri alakasız manalar verirler ve diledikleri neticeye varırlar. Zira garblı efendilerinin vehimleri, sahih bir hadisten, sarih bir ayetten ve pek tabi islam ulemasının icmaından daha kıymetlidir. Hocanın kılavuzu bunlardı ise vay onun haline.

Bilindiği gibi bu teori yıllarca Yüce Allah’ın varlığını red için kullanıldı. Ancak faraza naslarla açık bir şekilde bu yeni nesil evrim teorisini reddetmiyor olsa idi bile sadece kâinatta olup biten şeylerin Allah’ın tedbir sahasının dışında bir takım kontrolsüz süreçlerle yürüdüğü manasına geleceği için reddedilmeli idi. Ya da bu evrim geçirmiş evrim teorisi, ileride sayesinde inşa edilmek istenen ‘insanın ilaha evrildiği’ ya da ‘insan dışında bir ilahın olmadığı’ bir ‘metafizik’ idealini görerek reddedilmeliydi.[iii] Ancak Duralı gibiler ne bunu fark edecek malumata ne de bundan rahatsız olacak bir hissiyata sahip görünüyor… Yazık ettin kendine Teoman Duralı yazık…

Ey Allah ve resulünün fermanına rağmen evrimi, sureti haktan görünmek hainliği ile İslam’a yamamaya çalışan evrimci Lutherler ve cahil felsefeciler! Maymun insandan eşeğin attan tersine evrimleştiğini söyleyen erken dönem evrimcilerden Comte de Buffon’un dediklerine yani maymunlaşabilme potansyelinize de inanır mısınız bilmem. Maymundan geldiğinize inanıyorsanız buna inanmakta da mahsur görmezsiniz sanırım. “Aşağılık maymunlar olun…” (Araf, 166) fermanına binaen bu dönüşümün Allah ile harb edenlere ilahi bir ceza olarak terettüp edebileceğine biz de inanmaktayız. İşte evrime dair sizinle tek ortak noktamız bu.

Bilim dedikleri…

Dedik ya acaba gerçekten söylediklerinin nereye vardığını fark edemiyorlar mı diye. Baksanıza hoca ne diyor: “İslam Felsefe-bilim’in hiçbir yanıyla çelişmez imiş..” Oof off.. of ki ne of…

Felsefe ve bilim çatısı altındaki üretilen kati veriler dinin kati verileri ile çatışmaz demesi gerekirken en az diğeri kadar tehlikeli bu saçmayı dillendiren Duralı, bilmez mi ki felsefe-bilimin kendisi dahi kendisiyle çelişirken birbirini yalanlayan sayısız saçmalığın dillendirdiği bir çöplük iken din ile çelişmesin.

Şu kadar yüzyıldır bilim maskesi altında her türlü hezeyanın bize gerçekmiş gibi yutturulmaya çalışıldığı vakıasını örterek bizi yeni kurmacaları yutmaya hazır halde tutmaya çalışanların sonu hiç gelmeyecek anlaşılan.

Alın size devrinin efsane bilimsel teorilerinden birkaç tanesi:

Kuyruklu yıldız erkek ya da dişidir ve bunu anlamak için kuyruğunun altına bakmak gerekir. (17. yy)

Tuz koruyucu olduğu gibi üretici güce sahiptir. Tuz toprağın verimlenmesini sağlar. Dölleyici özellik tuzdan gelir. Eğer kalas demir çelik altın gibi maddelerden tuzu çekip alırsak her şey un ufak olur. (17-8 yy)

Dolunay denize özel bir töz yollar bu da denizin hamur gibi mayalanarak kabarmasını sağlar ve med cezir olur. (17. yy)

Veba salgınlarında üstünde civa ya da arsenik kesesi taşınmalıdır. Zira zehir zehiri çeker (iddia meşhur bilim papazı Francis Bacon’un) (16. yy)

Civa bir yaşam ve ölüm suyudur. Ruhsal tohumdur kokusuzdur ama dünyadaki tüm kokulara sahiptir, kısır ve hünsadır. (18. yy)

Cenin beşinci aydan sonra babadan beslenir o yüzden baba zayıflar. (18. yy)

Doğanın ilk ilkesi sayılan elektriğe (bu teoriler elektriğin keşfi ile ortaya çıkmıştır yani bahsedilen bildiğiniz elektriktir) canlılık adı verilmesi gerekir. Evrendeki tüm fenomenler elektrik akışkanın eylemdir yerçekimi yasası ve her denge özünde elektrikseldir. Hayvan ve bitkilerin ortaya çıkışı elektrik sayesindedir. Ulusal kimliklerin farklılığı atmosferdeki elektiriğin değişimleriyle alakalıdır. Papağan elektriksel özelliklere sahip olduğu için su içmekten nefret eder. Elektrik erkeklik kusurlarına iyi gelir ve zührevi hastalıkları iyileştirir. Çocuğu olmayanlara elektrik verilirse sorun çözülür, Elektrik verilen ağaçlar meyve verir ve bahçe elektrik verilmiş suyla sulanmalıdır. (O yüzden zenginler ele ele tutuşarak kendilerini topluca elektrikle çarpma ayinleri yapardı.) (18. yy)

Yıldırım ile barutun malzemesi aynıdır. Buluttan bir girdap oluşur ki bu girdabın cidarı serttir. Böylelikle namluya benzer bir şekil alır ve çevreden topladığı barutun hammadde malzemeleriyle patlama olur. (bu görüş akademi ödülü de almıştır) (18. yy)

Merkür’deki bitkiler çiğ yeşil Venüs’tekilerin ise bir kutbundakiler buza çalan yeşil renkte diğer kutbundakiler ise altın sarısıdır. Mars’takiler açık yeşildir. Satürn’de milyarlarca insan yaşar ve 20 milyonluk dev kentler bulunur. Orada inanılmaz bir zenginlik yaşanır. Venüs’te Dünya’dan daha uzun yaşanır Mars’lıların ömrü ise bizimkinden üçte bir daha azdır. (18. yy)

Gök cisimlerinde yaşayanların kan yoğunluğu çoktur. Onlardaki kan kara koyu bir sıvı olarak yavaşça dolaşır. Yoğunluğu en az olan yerlerde ise damarlarında alev gibi dolaşan inceltilmiş mavi bir sıvıdır. (18. yy)

Dünya kuyruklu yıldızın çarpmasıyla 74 832 yıl önce güneşten kopmuş 93291 yıl sonra da yaşam olanağı bırakmayacak kadar soğuyacaktır (18. yy)

Dünya, 100000 yıl önce güneş ile kuyruklu yıldızın çarpmasından sonra soğuyarak oluştu. (Bu rakam,  ilerleyen zamanlarda açık arttırmayla on milyon ve yüz milyon yıllara çıkarılmıştır.) (18. yy) [iv]

Yeter mi? Hoca hangisine bilim adına inanmak ister acaba?

Devrin bu bilimsel(!?) teorilerini nakleden Bachelard, “Kimsenin okumayacağı çok kötü birer basitleştirme ve saçmalıkların çağdaş bir bilim kitabında yer alamayacağını” söyleyerek modern bilimi temize çıkarmayı ihmal etmez. Miadı dolmuş bilimsel etiketli bin bir gece masallarına bugün burun kıvırmak kolay nasılsa. Dünyanın yüz bin yıl yıl önce güneş ile kuyruklu yıldızın çarpmasından oluştuğu safsatasının saçma diye üstünü örtmeye kalkan Bachelard şu yeni teorileri görseydi ne derdi acaba:

Evren, 10 ila 20 milyar yıl bazılarına göre 13.7 milyar hatta 13.82 milyar yıl önce büyük patlamayla başladı. (14 milyar olursa yalan olacak. Adamlar nokta atışı tespit yapıyor maşallah) 5 milyar yıl önce güneş 4,5 milyar yıl önce dünya 3,5 milyar yıl önce de canlılık başladı. (meşhur Big Bang teorisi) (20. Yy.)

Hayat büyük patlama ile değil, 3.8 milyar yıl önce dünyaya çarpan göktaşları yüzünden başka gezegenlerden dünyaya geldi, 3.7 milyar yıl önce uzayı kaplayan bu mikrobik canlılar, yarım saat içinde (!?) hayatın tohumlarını attı ve hücresel hayat başladı bu canlı üretimi hala devam emekte. (kararlı durum teorisi) (21. yy)

Eminim birisi çıkar bunlara falan bilim adamı ciddiye almıyor bizi ilzam edemezsin diyecektir. Onlar da o falanlara itibar etmiyor ne yapacağız şimdi? Üstelik bu durum bu söylenenlerin bilim adına söylendiği gerçeğini değiştirmez.

“Bugünün bilimi yarının efsanesidir” diyen Niels Bohr, ya da “Bugünün bilim adamları kâinat ve içinde var olan şeyler hakkında bilim öncesi dönemlerde ‘mit’ üreten ozan ya da saray soytarılarının yaptığı işi yapmaktadırlar ancak retorik buyruklarla insanlara doğru elindeymiş pozları satarlar” diyen Feyerabend gibi kendi mahallelerinin adamlarıyla hiç mi karşılaşmamışlar?

Her ne ise… Bilimin ne olduğuna ne olmadığını tartışmanın yeri burası değil sadece şunu söyleyelim: Bilimperestlerin arasından firar etmiş bir hikmet erbabının tespitiyle “Derinleşerek değil bölünerek sonsuza kadar artan, hiçbir ilkeye bağlı olmayan, hiçbir insanın bir bakışta kavrayamayacağı bir yığın anlamsız ve belirsiz ayrıntılar içinde dağılan neticesinde de bir görüş darlığına saplanan, durmadan birbirlerini çürüten asılsız varsayımların ve modern uygarlığın mevcut tek üstünlüğünü oluşturan pratik uygulamalar dışında hiçbir sonuca götürmeyen eksik görüşlerin birikimi olan”[v], artık bilimin ardındaki gizli gündemi fark etmeye başlayan bilim sosyologlarının ifadesiyle “Bir yaşam tarzını müdafaa için ona karşı olanları savmak için kullana geldiği taktik ve stratejiler bilimsel yöntem diye maskeleyen, eşik bekçiliği vazifesi yapan, bilim adamları akademisyenlerden oluşan ‘bilimsel/epistemik bir cemaat’in hedef çıkar ve değerleri doğrultusunda inşa ettikleri bir sonuç olan”[vi] bilim, en geniş manasıyla kazandığı suni otorite ile çatısı altında hakikate dair ‘buyurma’ hakkını hakikatin sahibinden gasp ederek her hezeyanın rahatça dillendirilebildiği bir ‘serbest atış kürsüsü’ olmuştur ve bu manasıyla bizim ayaklarımızın altındadır. Evrimin de ancak kuyruklu yıldızın cinsiyetini aramak kadar kıymeti vardır bizim için.

Bir adam neden deist olur?

Felsefeciye göre…

Aynı röportajda Duralı’ya “Siz de Yasin Ceylan gibi deizmin gençler arasında yaygınlaştığını düşünüyor musunuz” diye sormuşlar. O da “hayır sevgili dostum Yasin gibi düşünmüyorum” demiş. Baktık, meğerse bu şahıs da önceki haftalarda bir röportaj vermiş ve bu lafı orada dillendirmiş.[vii]

Doğrusu Duralı, evrim hakkında söylediği gibi ‘İslam tarihi içinde Yasin Ceylan’a taş çıkaracak deistler var dolayısıyla deizm İslam’a aykırı değildir’ diyerek neden Ceylan’ın dediklerine onay vermemiş orayı anlamış değiliz. Ama din olmadan bir Tanrı inancının ve ahlak düşüncesinden bahsedemeyeceğimizi söyleyerek eleştirmiş sevgili dostunu; eksik olmasın.

Yasin Ceylan ‘dini anlatan kitaplarda çok fazla din övgüsü gördüğü için dinden soğumuş deist olmuş’ bir isimmiş kendi beyanıyla. Felsefeci üstadımız çok mühim bir istidlal yöntemi bulmuş tabi hakkını vermek lazım: ‘çok övülen şey hakikat değildir…’

Şu memlekette Kemalizmin modernleşme adına işlediği cinayetlerden rahatsız olup kemalizmden soğumamış, batının sevgili deist yandaşlarının yüz milyonları toprağa gömen iğrenç tarihine, rezil ahlakına ve siyasetine bakarak deizmden tiksinmemiş de dindarlar dini övdüğü için dinden soğumuş. Felsefe üstadımız (!?) yalnız övülen şeylerden nefret ediyor ve onun hakikat olmadığına karar veriyorduysa putperestlik seviyesindeki m. kemal medhiyelerinden, batının hala kendi iğrenç medeniyetine yaptığı ikiyüzlü güzellemelerden rahatsız olsaydı da kemalizmden modernizmden deizmden azcık soğusaydı ona da razıydık. Acayip… Demek ki tecavüzcüsüne aşık olma sendromu diye bir şey gerçekten var.

Bu bedbaht adamı içinde bocaladığı bataklığa terk ediyor ve onun gibilerinin gerçekte ne söylemek istediğini fark etmeden ifşa eden, görüntüsü olmasa da ruhu maymuna evrimleşmiş bir gazeteciye odaklanmak istiyoruz.

Gazeteciye göre…

Geçenlerde hala yeni mahallesine yaranmaya çalışan bu ezik gazeteci, Ceylan’ın ‘dini övmek deizme götürür’ şeklindeki zeka ürünü(!?) önermesini yeni bir formatla yeniden takdim etmiş.[viii] Bu ezik, Müslüman kadına ‘Müslüman gibi davranması ve tesettürüne riayet etmesi’ gerektiğini hatırlatan bir hoca efendiye ‘ey hocalar sizin yüzünüzden insanlar deist oluyor din elden gidiyor’ demiş ve hakaret etmeyi de ihmal etmemiş.

Söylediğinin tercümesi şu aslında: Din umurunda olmayan, dilediğini dilediği zaman yapan kimselere yaptıkları işin Kuran’a, Sünnet’e uymadığını ahirette bunun hesabı olduğunu hatırlatmayın! Sonra deist olurlar maazallah. Bu cazgır gazeteci, deizmin yayılmasından rahatsızmış gibi bir cümle kurmakta ise de rahatsız olduğu asıl şey deizm değildir. Bu adam aslında ‘deizm yayılıyor zira dinler insanların gözünde giderek daha büyük bir sorun haline geliyor’ diyen gazetedeki amiri[ix] ile aynı şeyi ifade etmek istiyor. Yani deist olmanın gerekçesi öyle ‘aşırı din övgüsü’ gibi uydurma gerekçeler değil bizatihi dinin kendisidir onlara göre. Ancak münafıklar bazen böyle lafı eğip bükmek durumunda hissederler kendini.

Bilmeyenler için kaydedelim deizm bir yaratıcıyı kabul ettiği halde O’nun buraya müdahale ettiğini dolayısıyla da bir din ve peygamber gönderdiğini reddetmek manası taşır. Öyle afilli isim taktıklarına bakmayın siz bu safsata, kıpkızıl bir ‘küfür’dür.

Bu sapkın inanca savrulmanın gerekçesini dine fatura etmeye çalışan bu bedbahtlara bir hatırlatma. Bu mukaddes beldeye yüzü karaya bulanmışlar değil sadece temiz olanlar adım atabilir. Mütekebbirler kulübünde paspasçı olmayı Allah’a kul olmayı tercih edenler, Allah’tan ve Resulü’nden soğur buyruklarını reddeder hale gelirler. Her aklına geleni söyleyip her haltı işleyen ve bu yaptığına da kulp takan ‘ben bilirim’ciler iman beldesinden sürülür. Bu ilahi bir cezadır. Ancak bunu anlayacak bir kalbiniz kaldığını sanmıyorum.

Şimdilik gazete diye çıkardıkları lağım çukurunun kadrolu lağım faresi bu gazetecinin değindiği başka bir hususa değinmek istiyoruz. Bu sefil, muhatabı hoca efendiye yönelik -ne zaman aklıma gelse -her ne kadar buraya yazamasam da şu satırları yazarken dahi- en sunturlu şekilde sövmeden geçmediğim- tarihin gördüğü en ikiyüzlü, en rezil, alçak kere alçakların ağzından çıkabilecek bir cümle sarf eder: “hoca efendi milletin kıyafetine karışacağına Kuran kurslarındaki tecavüz vakalarından bahset” diyor. Aklı sıra demek istiyor ki ‘siz dindarlar en şeni işlerden bir iş olan çocukların ırzına geçmeyi mubah gören sapıklardansınız o yüzden bize karışmayın.’

Vallahilazim dindar görünümlü riyakarlar çok gördüm şu hayatta ancak şu kafir riyakarlığı gibisini görmedim, kimsenin görmesinin mümkün olduğunu sanmıyorum.

Hale bakın, swinger partilerinden eşcinsel ilişkilere varana dek her türlü cinsi sapkınlığı köşelerinde pazarlayan fahişe ruhlu eşçincsel soylu köşe yazarları, ‘hayvanlar gibi özgür sevişmek istiyorum’ diyerek köpekleşmek maymunlaşmak ve dahi domuzlaşmakta mahsur görmeyen -bu cazgır gazetecinin de patronu olan bahsi geçen diğer köşe yazarı gibi- başyazarlar, yakın zamanda gündeme düştüğü üzere en yakın akrabaları ile zinaya cesaret eden domuzlaşmış kahpe sunucuların yer aldığı medya kerhanesinin ahbesleri bize hesap soruyor, namus dersi veriyor.

Yıllar önce okuduğum bir haberde Fransa’da öncesinde fahişe sonrasında da pezevenk olan bir kadın, ev kadınlarına -af buyrun- ‘asıl fahişe sizsiniz’ diye çemkirerek yaptığı işi müdafaa ediyordu. İşte bu tip adamların gösterdiği refleks de tam olarak bu fahişenin gösterdiği refleksidir. Asıl fahişe ruhlu onlardır ama namuslu pozlarını herkesten iyi keserler.

Tecavüzcü sapıkları imal edip piyasaya süren kimdir? Dine ve ahlaka dair ne varsa yok etmek üzere tasarlanmış okul görünümlü laboratuvarlarda ruhsuzlaştırdığınız, kanalizasyon kanalı televizyonu, fuhuş albümü gazetesi, sapkın interneti ile apış arasına kilitleyip bir şehvet bombası haline getirip sokağa saldığınız bu insan müsveddelerinin üzerinden damlayan her bir damla pisliğin sorumluları da sizlersiniz. Bir de işledikleri şeniyetin faturasını bize, yani ömürleri boyu sizden ve ürettiğiniz fuhşiyattan uzak durmaya çalışan ve herkese bunu telkin eden insanlara kesiyorsunuz ya size hiçbir hakaret kifayet etmez.

Ya peki laik okullarınızla ektiğiniz laik televizyonlarınızla büyüttüğünüz laik cemiyetinizin her kademesinde bulunan sayısız tecavüzcü enses sapığı nereye koyacaksınız. sizin laik tezgahınızdan geçen ensesçileri, tecavüzcüleri, pezevenkleri, fahişeleri nereye koyacaksınız. Onlar da mı Kuran kursunda görevli. Yalnız yine sizin yetiştirmeniz birkaç rezil sizden kaptığı bir virüsü getirip bizim mahalleye saçtığında mı gözleriniz görüyor bu cürmü?

Tecavüzcüler, ‘Pizzagate’çi batılı efendilerinizin hayvanlar gibi sevişmek isteyen kapatmaları ile sizin medya kerhanelerinde peydahlayıp sokağa saldığı veledi zinalardır. Ey medya maymunları! siz, işledikleri fuhşiyatları gizleyemeyip deşifre olan efendilerinizin yolundan giden bu tecavüzcü sefillerle aynı köktensiniz. Yemezler ağalar yemezler! Mahallenizin piçlerini bize yamamaya kalkmayın.

Batıda enses ve tecavüzün oranları korkunç boyutlarda gidin bakın istatistiklere. Sayenizde memleket de hızla yuvarlanıyor bu çukura. Gidin sorun emniyete intikal eden gizli tutulan dosyaları ve emniyete intikal etmeyen gizli kalan vakaların oranını tespit için istihbaratın tahminlerini. Çocuk şubedeki polislere çocuk psikiyatristlerine intikal eden vakaları dinleyin. Göreceksiniz eserinizi. Zinaya bulaşmayan ise kalmadı neredeyse. Bunlar başkasının değil sizin eseriniz. Yaktınız ulan memleketi baştanbaşa yaktınız.

Ne kadar saklasalar da açık ve net bir şekilde görünmektedir ki bu gazeteci müsveddelerinin asıl rahatsız oldukları şey ahlaka namusa çağırılmalarıdır. Tecavüzcü yaygarasını, insanların zihinlerinde bu daveti itibarsızlaştırmak için koparırlar. Aksi halde tecavüzden rahatsızlandıklarını iddia eden bu sefillerin, kadınlara ‘bu et pazarında düşmeyin tesettürünüze riayet edin’ diyen hoca efendinin sözünden memnun olmalı gerekirdi.

Müşriklerin Efendimiz’e yaptığı gibi gürültü çıkarın elinizden geldiği kadar, çemkirin leş kokan nefeslerinizle de dinlemesinler Kuran’ı… Müşrik soyu çakallar sizi… Nasihat eşiğini çoktan aşmışınız siz. Çemkire durun… Biz hesapların görüleceği o günü bekliyoruz sabırla.

Aslında onlar da gayet iyi biliyor ki bize bırakıldığı takdirde bu cürmü işleyen adamların tenasül uzuvlarını kesip onlara yedireceğimizi. Ama emin olun öyle bir şey yaptığınızda ilk hümanist nağralar atacaklar yine onlar olacaklar. Zira hüküm verilmeye başladığında orada kalmayacağımızdan, insanları bu hale getirenlerin de tahrik ettirici ve azmettirici olarak görüleceğinden ve nihayetinde hesap sırasının kendilerine geleceklerinden korkuyorlar. Korkun tabi korkun! korku adamı dinç tutar.

Binlerce esef olsun… İnsanlara hayvanlaşmanın dayatıldığı bir hapishanede tutuluyoruz adeta. Para babaları tarafından inşa edilen, fikir gardiyanları bilim adamı akademisyen adı altındaki mütekebbirler, cazgır ve meddahları gazeteciler, insanların dışarı çıkma fikrine kapılmamaları için soytarılık ve hokkabazlık vazifesini ifa edenleri de sanatçılar(!) olan bir hapishane. Her bir taşını çıplak ellerimle söküp atasım var bu lanet yerin.


[i] 10 Kasım 2012 Haber7 röportajı

[ii] 17 Eylül 2017 Habertürk röportajı

[iii] Bizce bu düşünce, haberler, belgeseller ve kukla ilahiyatçılar ya da kör akademisyenlerle insanların zihninde canlı tutulmakta bunu ilmek ilmek işleyen senaryolara sahip filimler ile perçinlenmektedir.

[iv] Bunlar sadece koca bir saçma deryasından katrelerdir. Daha fazla örnek görmek isteyen Gaston Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Doğuşu, Çev: Alp Tümertekin, İthaki yay. 2013 isimli kitabına bakabilir. Orada bolca ‘bilimsel’ herze bulabilirler.

[v] Bkz Rene Guenon, Modern Dünyanın Bunalımı, Çev: Mahmut Kanık, Hece Yay. 2009; Rene Guenon, Doğu ve Batı, Çev: Fahrettin Aslan, Hece Yay. 2010.

[vi] Bkz. Hüsamettin Arslan, Epistemik Cemaat; Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi, Paradigma Yay, 2007.

[vii] 28 Ağustos 2017 Habertürk röportajı

[viii] Ahmet Hakan, 25 Eylül 2017 Hürriyet

[ix] Ertuğrul Özkök, 13 Ağustos 2017 Hürriyet