Soru: Bizler kimi zaman ilk cemaate yetişemiyoruz ve bir takım meşgalelerden dolayı geri kalıyoruz. Daha sonra mescitlere namazı eda etmek için girmek istediğimizde mescidin kapısının kapalı olduğunu görüyoruz. Cami müşterek bir yer değil midir? Yani camilerin bu şekilde kapalı tutulması mahzurlu değil mi?

Cevap:  Mescitler Allah Azze ve Celle’ ye ait olduğundan[1] kişilere mahsus mekânlar gibi keyfe ma yeşa muhasara altına alınamazlar. Camiler nasıl ki Allah teala’ ya aitse yine onun emrettiği ve istediği istikamette korunmalıdırlar. Camilerin kitlenmesinin eski (mez) Hanefi kaynaklarımızda mekruh olduğu belirtilmektedir. Gerekçe olarak da bu fiilin camilerden men etme anlamına geleceği söylendiği gibi bunun çirkinliğine de “ Allah’ın mescitlerinde onun anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan daha zalim kim vardır? Böyleleri için oralara korka korka girmelerinden başka salahiyet yoktur. Bunlar için Dünya’da rezillik, Ahirette ise pek büyük bir azap vardır.”[2]  Şeklindeki ayet delil getirilmektedir.[3]

Ancak “Zamanların değişmesiyle hükümlerin değişeceği” şeklinde fıkıhta mukarrer bir kaide vardır. Yani bazı hükümler bir zamanda mekruh sayılırken diğer bir zamanda şartların ve durumların değişmesi sebebiyle bu kerahet ortadan kalkabilir. Bunu konumuza uyarlayacak olursak, Ulema mescitlerin kapalı tutulmasının mekruh olduğu şeklindeki hükümlerini yukarıda da izah ettiğimiz üzere bu fiilin namazdan men’ anlamına geleceği ve bunun da ayet-i kerimede zem edildiği şeklindeki gerekçeyle sebeplendirmişlerdir. Fakat zamanın değişmesi ve gün geçtikçe emniyetin kalkması bu hükmün de değişmesini gerektirmiştir. Yani emniyet azalınca, hırsızlık vs. gibi illegal olaylar çoğalınca cami görevlileri mecburiyetten ve caminin eşyasını koruyabilme gayesiyle namaz vakitleri dışında camileri kapalı tutma zorunda kalmışlardır.  İşte bu zaruret kaynaklarda belirtilen kerahetin ortadan kalkması için yeterli bir sebep olmuştur.

Zaten fıkıh kitaplarımızda da mescitlerin kapalı tutulmasının ancak caminin eşyasını muhafaza edebilme gayesiyle caiz olacağı belirtilmektedir. Sahih olan görüş de budur.[4] Nitekim İbn Abidin de bu hükmün medarının mescidin eşyasına zarar gelmesinden korkulması olduğunu ve bu illetin “zamanımızda mekruh değildir” şeklindeki illetten evla olduğunu belirtmektedir.[5]


[1] Kuran, Cin 18

[2] Kuran, Bakara 114

[3] İbn Hümam, Fethu’l-Kadîr, I/ 434 Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan , 2003, B.I

[4]  Şeyh Nizam, el-Fetâva’l-Hindiyye, I/121, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 2000, B.I

[5] İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, II/428  Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan, 1994, B.I