Açlığın hikmeti

Evet, oruç başta yeme içmeden uzak durma manasındadır. Ancak burada açlıktan çok daha fazlası olduğu da açıktır. Oruç aslında zühdün veraın takvanın özeti ünsün kurbun ve müşahedenin köprüsüdür aslında. Tasavvufun yol haritasını barındırır içinde. O yüzden de büyükler oruca sadece açlıktan ibaret nazarıyla bakmamışlar. Açlık derken dahi başka bir manaya sürekli vurgu yapmışlardır.

Sufilerin açlık ve tokluk hakkındaki şu ufuklarına bakar mısınız:

Sehl-i Tusteri “Allah Teâlâ dünyayı yarattığı zaman isyan ve cehaleti tokluğa ilim ve hikmeti de açlığa koymuştur.”[1]

Ebu Süleyman Darani “Dünya amellerinin anahtarı tokluk ahret amellerinin anahtarı açlıktır” der.[2]

Malik ibni Dinar “Kim dünya arzularına boyun eğmez ise şeytan o kimsenin gölgesinden bile kaçar.”[3]

Ebu Ali Dekkak “Cehennemliklerin aşırı yeme içme ve eğlenme arzuları kendilerini muhafaza etmelerine galip gelmiştir.”[4]

Açlık aslında dünyaya karşı tavrın özetini barındırır. Bazılarının ifadesiyle “Dünya senin midendir miden hakkında ne kadar zühd sahibi olursan dünyaya karşı zühdün de odur.”[5]

Hakiki oruç

Oruç, gözü kulağı ve dahi kalbi de masivadan koparmayı hedefler aslında. Yani oruç aslında bir terki dünya provasıdır.

Efendimiz, Huvcuri’ye rüyada nasihat eder “tam mücahede beş duyuyu hapsetmektir” diye. Yani Hucvuri’nin tefsiriyle söyleyecek olursak “ilmin beş kapısı olan beş duyuya oruç tutturmalıdır.”[6]

Hucvuri, “Sadece yeme içmeden geri tutularak ifa edilen oruç çocukların ve koca karıların orucudur” demektedir.[7]

“oruç benim içindir ecrini ben vereceğim” hadisi kutsisi oruçta agyarın kati surette nasibi olmamasından ötürüdür.”[8]

Ankaravi avamın havassın ve ehassu havasın orucu olarak özetler avam yeme içmeden havas tüm azalara ehassulhavas ise cemi masivadan perhiz kılma cümle hevadan farig olmak ve muhabbetullahın lezzetini bulmak olarak ifade der.[9] Onun ifadesiyle “ehassulhavas zuhuri muhabbeti lahiyeden vusuli sevadı azamı zatı ehadiyete dek saim olurlar.”[10]

İşte Sufiye, oruç derken bu manada bir oruç anlamaktaydı. Himmeti yüce olanın gözü daima ufuklarda olur. Bize de düşen bu şekliyle bir oruç tutabilme gayretidir.

Bu anlatılanlarla günümüzde yayılmış yanlış bir telakki kendiliğinden tashih olur; Oruç, fakir ve muhtaçların halini anlamak için değil, bilakis muhtac olmanın hakiki manasını nefislerinde izhar eden Allah’a muhtaç ve fakir olan arif kulların halini anlamak ve dahi onlar gibi olmak için tutulur.

Ez cümle oruç, daha da genelde bütün bir Ramazan Ayı, bir terk-i dünya provasıdır. İhtiyaç fazlası malımızın bir kısmını elimizden çıkarmak (zekat) ile emrolunmamız ve dünyadan el etek çekmek (itikaf) ile tavsiye olunmamız da bundandır.

Öyle bir terk ki sahip olduğu her şeyi benliği dahi terk. Rivayete göre Cüneyd Bağdadi kuddise sırruhu uzun yıllar riyazetle meşgul olmasına rağmen kendisinde bir hal zuhur etmiş değildi. Ta ki ‘kendi vücüdundan daha büyük bir günah mı var’ mealindeki şiiri duymuş ve bütün himmetini buna teksi etmesi sebebiyle terakkiler elde etmiştir.

O yüzden İmam Şibli “ebed orucu tutmalıdır; ömrün geri kalanı bir gün sayılmalı ve onu da oruçlu geçirmelidir” demiştir.[11] Bu sözün meşhur olduğu vechiyle kaydedecek olursak “Dünya bir gündür ve has kullara layık olan onu oruçla geçirmektir.” (el-umrü küllühü yevmün ve li’l-havası fihi savmun).[12]

Oruç en üstün ibadet midir?

Bu eşsiz özelliğini dikkate alan bazı büyükler orucun ibadetlerin en üstünü olduğunu ifade etmişlerdir.

Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi kuddise sırruhu, Allah Teala’nın ‘orucu kendisine nispet ettiğini’ ve ‘orucun eşsiz ve benzersiz’ olduğunu ifade eden ilgili rivayetlerden yola çıkarak orucun diğer bütün ibadetlerden daha üstün olduğunu belirtir. Orucun lugat manasında dahi bu üstün olma ve yükselme manası vardır. ‘Same’n-neharu’ gündüz yükseldi demektir. Kul, oruç tutması sebebiyle benzersizlik ve beslenmekten münezzeh olan samedanilik özelliğine bürünür.[13]

Orucun ‘samedâniyyet’ yani hiçbir şeye muhtaç olmama vasfına haiz olduğu ilk devirlerden beri sufilerin büyükleri tarafından dile getirilmiştir.

Ebu Osman Magribi kuddise sırruhu, samedani vasfında olanların seksen gün yemek yemeden durabildiklerini söyler.[14]

İmam Sühreverdi kuddise sırruhu, Allah Teâlâ’nın orucu kendi zatına nispet etmesini oruçta Allah’ın samediyet vasfının olmasına bağlar.[15]

Şeyh-i Ekber bu samedanilik manasını daha da ileri taşımış ve orucun en üstün ibadet olduğunu ifade etmiştir. Şeyhin bu değerlendirmeleri kendisinden sonra gelen sufiyye arasında da kabul” görmüştür.

Ancak bu, bütün meşayih arasında kabul görmüş değildir.

Bilindiği üzere Şeyh-i Ekber çizgisinin, cem ve ittihad makamını asıl görmesinden ötürü dile getirdiği ictihadları vardır. Ayrılık halinden neşet eden tüm hal ve makamların cem halinin tahtında olduğunu düşünür. Eserlerinde bu kabilden ictihadlarına çokça rastlanabilir. İmam-ı Râbbanî kuddise sırruhu, bunun tam tersi olduğunu düşünür ve pek çok hususta farklı izahlar getirir.

Şeyhin orucu diğer ibadetlerin fevkinde görmesi de bu cem halinin zuhuru ile alakalı görülmektedir.

İmam-ı Râbbanî kuddise sırruhu şunları söyler:

“Namazın hakîkatine eremeyip namazın üstünlüklerinden haberdar olamayan bazıları hastalıklarının çaresini başka yerlerde aramış, maksatlarına ulaşmak için farklı şeylere sarılmış, orucun namazdan daha faziletli olduğunu iddia etmişlerdir. el-Futûhâtu’l-Mekkiyye sâhibi ‘Yemeyi ve içmeyi terk etmek olan oruçta ‘samedâniyyet’ sıfatı tahakkuk eder. Namazda ise bir uzaklaşma ve ayrılma hali; âbidlik-mabudluk ilişkisini hissetme vardır’ demiştir. Ancak bu, sekir hâlinin bir tezâhürü olan ‘vahdet-i vucûd’dan kaynaklanmış bir sözdür.”[16]

Nefahât’da geçen bir kıssa, cem halinin ve samediyet tecellisinin de aslında ne büyük imtihanlara gebe olduğunu gösterdiği için İmam kuddise sırruhu’nun izahatını şerh için zikredilebilir gibi görünmektedir.

Ehlüllahtan Muhammed Dehistani kuddise sırruhu’ya sülükü sırasında arız olan bu hal ile alakalı şeyhi şunları anlatır:

“Bundan sonra ona pek çok kere samediyet tecellisi zahir oldu. Bu öyle bir makamdır ki bu makama ulaşan salik yemek yeme ihtiyacı duymaz. O da kendisini bu makamda bulunca gurura kapıldı. ‘Yememek’ Hakk’ın sıfatıdır. ‘Bu sıfat bende ortaya çıktı’ dedi yemeyi terk etti ve böylece nefsinde ilahlık iddiası baş gösterdi. Kendisini ne kadar dövdümse kar etmedi ağzını zorla açıp şerbet verdim fakat hepsini geri çıkardı. Zorlamaktan vaz geçtim iyilikle yedirmeye içirmeye çalıştım yine olmadı. Altı yıl böyle geçti. Bu arada hizmetlerine devam ediyordu. Bir an dahi bana olan saygısı azalmamıştı. Hatta bu hizmet, onun için en büyük saadet vesilesi idi. Bu bağlılığı sebebiyle bu büyük tehlikeyi atlattı ve helak olmaktan kurtuldu. …‘Eğer Hazreti Resulullah sallalahu aleyhi ve selem’in ümmeti ve benim müridimsen hem Hazreti Peygamber sallalahu aleyhi ve selem’in hem benim yaptığımı yapman gerekir. Eğer yapmazsan kalk git, bizim sohbetimizde bulunma’ dedim. Ağzına bir lokma koydular o da yedi. Sonra diğer insanlar gibi yemeye başladı ve bu tehlikeden kurtuldu.”[17]

Ehlüllahın bir düstur olarak ortaya koyduğu her şey bizim için baş tacıdır. Şeyh-i Ekber kuddise sırruhu’nun söylediklerine sonsuz saygı gösteriyor olmakla birlikte yolumuzun güneşi İmam-ı Rabbani kuddise sırruhu hazretlerinin söylediklerini ufkumuza yerleştiriyoruz.

[1] Abdülkerim kuşeyri Kuşeyri risalesi 315 çec dilaver selvi semerkand yay 2011

[2] Kuşeyri 316

[3] Kuşeyri 317

[4] Kuşeyri 317

[5] Şihabeddin sühreversi avarifülmearif 423 çev dilaver selvi Semerkant yay 2007

[6] Ali b Osman Hucvuri keşfülmahcup 383 çev Süleyman Uludağ dergah yay 2010

[7] Hucvuri 384

[8] Hucvuri 382

[9] İsmail rusuhi ankaravi minhaculfukara 198 haz safi arpaguş vefa yay 2008

[10] minhaculfukara 199

[11] Ebu nasr serrac tusi luma 172 çev hasan kamil yılmaz, altınoluk 1996

[12] ankaravi minhaculfukara 199

[13] Muhyiddin ibnülarabi elfütühatü’l-mekkiye c5 s 35-37. 55 kısım 71 bölüm çev E. Demirli litera yay 2007

[14] Kuşeyri 316

[15] avarif 420

[16] İmam rabbani mektubat 261. mektup

[17] Molla cami nefehatülüns 591-2 tercüme lamii çelebi, haz: Süleyman Uludağ, Mustafa Kara, pinhan 2011