Her ilim ve fenne dair yazılmış İslam’ın ve Müslüman’ca tasavvurun hafızası niteliğindeki yüz binlerce müellefatın, şerh haşiye geleneği diyerek tahkir ve tezyif edildiği çoğumuzun kulağına çalmıştır.

Şerh haşiye karşıtlığı, sloganlarla düşünenlerce mantıklı olduğu sanılan bir şekilde formüle edilir: İslam dünyasında çok fazla orijinal bir eser kaleme alınmamış sadece yazılan bazı taklit eserlere orijinalliği olmayan bazı şerh/açıklamalar yapılmıştır.

Eğer şerh/haşiye geleneğini tenkid edenler bunu ilim erbabı olmanın tabi tezahürü olan tenkid ve tashihin olmadığını ifade etmek için söylüyorlarsa, hiç şerh ve haşiye okumamışlar demektir. Seleflerimiz tenkid etme gayesiyle bir eser kaleme almak istediğinde de bunu yekten yeni bir metin kaleme alarak yaptıkları olduğu gibi bunu şerh/haşiye yazarak yaptıkları da olmuştur.

Kaldı ki yeni bir metin yazıldığında da bu tamamen yeni bir şey söylendiği manasına gelmez. Daha önce söylenenleri kendi tashihatı ile ifade etmek isteyen ulema bunu müstakil bir metin telifi ile ortaya koydukları da olmuştur. Yani bu bağlamda şerh ya da metnin ifade ettiği mesail açısından bir farkı yoktur. Ne bir metin şerh haşiye olmadığı için orijinal, ne de bir şerh haşiye metin olmadığı için orijinal değildir denmez. Farklılık sadece ifade biçimindedir. Her bir şerh ve haşiye, bir metin ne kadar müstakil ve orijinal ise o derece müstakil ve orijinaldir.

Ayrıca yeni bir şey söylendiği, selefleri taklid etmediği için bir şeye kıymet vermek, ancak selef ile bir hesabı olan, gizli bir gündeme sahip kimselere yakışan bir eylemdir. Eskinin kıymetsiz olduğu iddia etmek, kendini geçmişteki insanlardan sırf geçmişte kaldıkları için daha zeki ve daha bilgili zanneden ahmaklarca irad edilmiş izansız idraksiz bir söylemdir. Bu fasid önyargı şerh haşiye geleneğinin oluşmasına sebeb olan akli ve tabi gerekçelerini görmelerine engel olur. Evet, bu bir ahmaklıktır zira zaten ifade edilmiş bir hakikati değiştirmek gerektiğini ancak ahmak olanlar söyleyebilir.

Yeni felsefi akımların ifade edilmiş bir şeyi yeniden söylemek için tedavüle sürdüğü yeni kavramsal yığınlar. Cevabı verilmiş bir sorunun yeni kavramlarla yeniden sorulması ve yeni kavramlarla yeniden cevabı. Üstelik malul cevaplar ile. Neticede her birinin ne demek istediğini anlamak için ömür tüketilen söylemek istediği anlaşıldığında ise asla sadra şifa olmayan sayısız felsefi cereyan, hakikatin kendi kafasından çıkmasını uman, kıymeti tabi olmakta değil metbu olmakta arayan kafaların lafazanlıklarından başka bir şey olmayan düşünce tarihinde bir yığın olmaktan öteye geçmeyen akımlar…

İşte şerh haşiye usulünü beğenmeyip müstakil telif peşinde koşan yeni ve farklı olmanın kıymetli olduğunu zannedenlerin ürettikleri tablo bu.

Yani eğer şerh haşiye geleneğinde tenkid edilecek bir husus var ise bu o eserlerin şerh haşiye olması ile alakalı değildir; bu gelenekten rahatsızlanan aklı evvellerin şerh haşiye geleneğinde olmadıklarını iddia ettikleri şeyin kendisidir: asıl mananın anlaşılmasını zorlaştıran hatta bazen ıskalanmasına sebep olan söylenen yeni şeylerin kesreti…

İbni Haldun telif ve şerh faaliyetlerinde var olan çokluğun meselenin kendisinin anlaşılmasına mani olabildiğini söyleyerek bu hususa temas eder.[i]

Ez cümle, yeni bir şey söylemek yerine yazılan şerh haşiyeleri okuyup anlamaya çalışmalıdır. Her ne kadar dertleri yeni şeyler söylemek olanların ağzında manasını kaybetmeye yüz tutmuş olsa da Babanzade Ahmed Naim merhumun “vaz-ı cedid değil keşf-i kadim lazımdır” sözü ile kastedilen de işte budur.


Dipnot:

[i] İbni Haldun, Mukaddime, Haz: Halil Şuhade, s,727-8, Darü‘l-Fikr, 2001.