İnsan beden ve ruhtan mürekkep hâdis bir varlık olması sebebiyle kuşkusuz zahiren ve batınen bir takım eşyaya muhtaçtır. Mahlûkiyyeti haysiyetiyle de bu ihtiyaç hali hep daim olacaktır. Bugün itibariyle modern dünyada muhtaç kimse mevzu bahis olduğunda enfüsî havaici tespit eden kriterlerin göz ardı edilip tüketim seviyesi veya Birleşmiş Milletler’in hazırladığı insanî fakirlik kriterleri vb. gibi bir takım âfâkî ölçütlerin göz önünde bulundurulması kapitalist dünyanın maddeperestliğinin bir argümanıdır.

Lakin, iflası malın yitirilmesi değil de ahiretin tarlası olan dünyada bir şeyler ekip, hasat vakti geldiğinde borçlulara bütün mahsulü dağıtarak elde bir şey kalmaması olarak gören[1], âfâkî ihtiyaç çemberi bir mesken, bir elbise, katıksız bir ekmek ve su kadar dar olan[2], malının muayyen fazlalığını yarının peşin sermayesi kılmak yerine bir muhtaçla paylaşmayı emreden[3], bir pişmanlık doğurmaksızın faydalı olan nasibi unutmadan tahsil edilen dünya malının Allah (Celle Celâlühû)’a tâate harcanarak ahiret yurdunun arzulanmasını ferman buyuran[4], ebedî hayatın azığını fanî olanınkine tafdil eden İslam ise bu mezkur dünyadan şüphesiz müberrâdır.

Hayatî önem taşıyan ahlâkî prensiplerden uzak, mal ve mülke hırs üzerine mebnî olan bu materyalist dünya aslında bilinçsizce kendi kuyusunu kazmaktadır. Çünkü ihtiyaç kümesini bir hayli geniş -belki de sınırsız- tutan bu düşüncenin sahibi hiç mutlu olmayacak, her şeyin hep daha fazlasını isteyecektir. Hep ekonomik çöküntü yaşayacak, daha da önemlisi ahlaki çöküntüye maruz kalacaktır. Başını yastığa her koyduğunda fakirlik senaryoları yapacak, belki de senaryonun sonunu intiharla bitirecektir. İzzeti kanaatte aramak yerine hep ihtirasla zillet zulmetine düşecek, tahrip ettiği çevrenin müşkilâtına kendisi de muhatap olacaktır.

İnsanlar bilerek veya bilmeyerek ihtiyaç sınırları bu halde olan materyalist bir yaşama yönlendirilmektedir. Üçüncü Dünya Ülkeleri halklarının açlıktan ölen bebeklerini, çocuklarını gördüğü halde onlarla ekmeğini paylaşmak yerine hep kendi yarınını düşünen, adına iş dünyasında rekabet diye masumane bir isim vererek komşu esnafı adeta soyan, teri kurumadan işçiye hakkını ödemek şurada dursun işçiden çalacağı her vakti sermayesine katmayı maharet bilen bir beyin, modern dünyanın şekerle kaplanmış zehirine mağdur olmuş demektir.

İhtiyaç mefhumunun genleşmesiyle günümüz dünya sorunlarının sayısı doğru orantılıdır. Zîra elde ettiğiyle yetinmeksizin başkalarının haddine tecavüz etme pahasına şey’en feşey’en kendilerince muhtaciyyetini gideren kimseler doğrudan veya dolaylı olarak doğal dengenin bozulmasının failleri olmuşlardır. Kimi zaman da mizanda haddi aşmamaları için koyulan adaleti adeta baltalamışlardır. İhtiyaç kılıfı altında bireysel çıkarlarını toplum çıkarlarından üstün tutan bu kimseler çevre sorunlarının yol bulmasına neden olmuşlardır. Ozon tabakasının tahribi, küresel ısınma, hava, su, toprak, ses kirliliği, radyoaktif kirlenme ve asit yağmurları bunlardan sadece birkaçıdır.

İhtiyaç bağlamında insan için tüketim zorunlu olduğu kadar üretim de zorunludur. İnsan bu süreçte teknoloji tahtında bazı menhecler kullanır. Globalleşen dünyada teknolojinin kullanımında dini kıstas alarak bir öz yargı yapılmadıkça yanlışa düşmek kaçınılmazdır. On-on beş sene önce birçok teknolojik ürüne erişmek halkın büyük kesimi tarafından adeta imkansızken şu anda bu ürünleri elde etmek bir hayli basit hale gelmiştir. Her geçen zaman piyasaya bir üst modeli sürülen bu teknolojik ürünlerin bir kısmı insanlığı büyülemektedir. İnsanlar çocukluğundan itibaren her an göreceli bir kavram olan ihtiyaç çemberini kendince genişleterek daha iyiye olan hırsında adeta boğulmaktadır.

Dünyanın bir kısmının tasviri böyleyken diğer kısmı ise nükleer çağda kıtlık yaşamakta, hatta açlıktan hayatını kaybetmektedir. İnsanlık tarihi belki de hiç bu denli uçuk bir farka şahit olmamıştır. Bir tarafta taze olan bu dünya nimetlerini pervasızca tüketen ve doymak bilmeyen bir insan profili, diğer tarafta uyandığı her sabaha şükreden, günlük maîşetini tahsil edebilmek için evinden bir umutla çıkan iskeletimsi bir insan profili… Peki bu uçurumun zahirî sebebi nedir? Belki de pek fazla neden aramaya gerek yoktur. Dünya nüfusunun sadece % 13’ünü oluşturdukları halde enerji kaynaklarının % 80’ine sahip olan, ihtiyaç mefhumunu alt üst eden batılı ülkeler olabilir mi?

Hal böyleyken rızkın sahibinin ilahî buyruğunu susuz kalmış diller tilavet ediyor, ihtisab etmedikleri cihetten ıslanıyor: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.”[5]

Modern dünyanın adeta hadsiz-hudutsuz olan bu ihtiyaç tasavvurundan ârî olmak isteyen Müslümanların fikriyyat havuzlarını, “nefsinden emin, sıhhati yerinde ve vaktinin naktini iktisab etmiş bir bireyin dünyaları elde etmiş gibi olduğunu”[6] nutkeden önderinin (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) beşer beyninde daha hikmetlisi bulunmayan vahyî fikirleriyle doldurması elzemdir.


Dipnotlar:

[1] Müslim, Birr 59; Tirmizî, Kıyamet 2

[2] Tirmizî, Zühd 30

[3] et-Tevbe, 9/60

[4] el-Kasas, 28/77

[5] Hûd, 11/6

[6] Tirmizî, Zühd 34; İbn Mâce, Zühd 9